Yarım Kalan Web Sitesi Sendromu
Yaptırdı, beğenmedi, dokunmuyor. Bu döngüyü tanıyorum.
Bunu o kadar çok gördüm ki artık bir isim verdim: Yarım Kalan Web Sitesi Sendromu. Belirtileri neredeyse her seferinde aynı.
Bir müşteri gelir. 'Web sitem var ama kullanmıyorum' der. Bazen şöyle der: 'Bir ajansa yaptırdım ama beğenmedim.' Bazen: 'Bir arkadaşım yaptı, bir süre iyi gitti ama artık eski.' Bazen de sadece: 'Var ama sanki yok gibi.'
Bu üç cümlenin altında çok farklı hikayeler olabilir ama sonuç aynı: O web sitesi işe yaramıyor. Ve o kişi onunla barışık değil.
Nasıl Başlıyor?
Genellikle şöyle başlıyor: Bir uzman 'artık web sitesi yapmalıyım' kararı veriyor. Araştırıyor, fiyat alıyor, birini buluyor. O kişi tasarımı hazırlıyor, metinleri dolduruyor, siteyi yayına alıyor. Uzman bakıyor, 'tamam' diyor.
Ama içten içe tatmin olmamış. Metinler kendisini anlatmıyor. Tasarım ne istediğinden farklı. Ama ne istediğini tam olarak tarif edemediği için de 'tamam' demiş, devam etmiş.
Sonra site orada bekliyor. Güncelleme yok, blog yok, değişiklik yok. Aylar geçiyor. O site giderek daha da eskiyor. Ve uzman o siteyi insanlara göstermekten kaçınır hale geliyor. 'Web sitemi şu an aktif kullanmıyorum' diyor, utanarak.
Neden Böyle Oluyor?
Bunun birkaç kök nedeni var. İlki: Süreç brief olmadan başlıyor. 'Ne istiyorsunuz?' sorusu yerine doğrudan tasarıma geçiliyor. Uzmanın zihnindeki site ile tasarımcının ürettiği site hiç örtüşmüyor.
İkincisi: Metinler yanlış yazılmış ya da uzman tarafından aceleyle doldurulmuş. Bir web sitesinin en kritik unsuru tasarım değil, içeriktir. Ama içerik en sona bırakılır, en az zaman ayrılır, en hızlı yapılır. Sonra da 'bu site beni anlatmıyor' deniyor.
Üçüncüsü: Revizyon hakkı bitti, iletişim kapandı. Site teslim edildi, proje kapandı, uzman artık değişiklik yapamaz ya da yapmanın maliyeti çok yüksek.
Ve Sonra?
O site orada durur. Yıllar geçer. Bazen ikinci bir site yaptırılır — ve aynı döngü tekrarlanır. Bazen uzman 'site işe yaramıyor' kararına varır ve dijitali tamamen bırakır.
Bu kaybın boyutunu anlamak zor çünkü kayıp sessiz. 'Web sitem olmasa danışan bulmakta zorlanırdım' demek kolay. Ama 'web sitem olduğu için şu kadar danışan geldi' demek — bunu ölçmek çok daha zor.
Yine de şunu biliyorum: İyi çalışan bir web sitesi, yatırımını fazlasıyla çıkarıyor. Ve yarım kalan bir site, sadece işe yaramakla kalmıyor — aktif olarak zarar veriyor. Çünkü eski ve bakımsız bir site, yoktan daha kötü bir izlenim bırakabiliyor.
Bu Döngüden Nasıl Çıkılır?
Brief ile başlamak. Sadece 'ne istiyorsunuz?' değil, 'kim için istiyorsunuz, ne anlatmak istiyorsunuz, ne hissettirmek istiyorsunuz?' sorularıyla başlamak.
İçeriğe zaman ayırmak. Tasarım güzel olabilir ama ziyaretçiyi alıkoyan, randevu aldıran şey o içerik. O yüzden içeriğe gereken ağırlığı vermek şart.
Ve belki en önemlisi: Siteyi canlı tutmak. Bir blog yazısı, yeni bir proje, güncellenmiş bir sayfa — bunlar siteyi hem arama motorlarına hem de ziyaretçilere 'burası hâlâ aktif' mesajı veriyor.
Yarım kalan web sitesi sendromu gerçek. Ama çaresi var.
Bir projeniz mi var?
Konuşalım